musali さんのプロフィール♥ нαη¢ι ♥フォトブログリスト ツール ヘルプ

♥ нαη¢ι ♥

çαу¢ı, gєтιя, ιℓαç кσкυℓυ çαу∂αи! ∂αкιкα ∂üşєℓιм ѕєиєℓιк ραу∂αи!
Image hosting by Photobucket

Vefa

Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

SEVDA NE DEMEK, GÖNÜL NE DEMEK, VEFA NE DEMEK...
VE BİZ NASIL SEVİYORUZ... 
 
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
 
Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini 'söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış, 'acelesi olduğunu ve röntgen çektirmek için beklemek istemediğini' söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
 
Adamcağız ; 'karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum' demiş.
 
'Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde' demiş hemşire.
Adam üzgün bir ifade ile ' ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor' demiş.
Hemşireler hayretle ' madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden
hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz' demişler.
 
Adam buruk,masum ve sevgi dolu bir sesle
' ama ben onun kim olduğunu biliyorum ' demiş.
 
Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

unutma...

Image hosting by Photobucket 

sen uykusuzluk nedir bilir misin
tırnaklarınla yastığı parçaladın mı
Gözlerini tavana dikip
Düşündüğün oludu mu bütün gece
Ve bütün bir gün
Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
Gelmeyince
Seni aramayınca
Ölesiye ağladın mı
Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
Ona ait ne varsa
Bir bir hatırladın mı

Sen günden güne erimeyi bilir misin
Dev bir ağacın varken içinde ölmeyi
Bir teselli aramayı
Issız parklarda, tenha sokaklarda
Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
Deli divane yollara düşüp
Yaşlanmış bir köpek gibi
Atılmışlığını hissettiğin oldu mu
Sevmekten
Günler geceler boyu yürümekten
Elin, ayağın,kalbin yoruldun mu

Sen yalızlığın acısını bilir misin
Unutmak bir hancer gibi saplandı mı sırtına
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
Bütün gururunu çiğneyip
Sevgilinin geçtiği yollarda
Bastığı toprakları eğilip öptün mü
Sen çaresizlik nedir bilir misin
Sen yokluk nedir gördün mü

Böyleyim diye ayıplama beni
Bir gün kendimi
Sonsuzluğa bırakırsam
Yaralı ve yenik bir asker gibi
Darılma
Unutma ki
Her seven adsız bir kahramandır
unutma ki
İnsan sevebildiği kadar insandır

Ümit Yaşar Oğuzcan

Image hosting by Photobucket

Ne Çıkar !

Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

нαη¢ι

 

 Tut ki gecenin
Alacakaranlığında düşlemişim seni.
Tut ki,rüyalarımı bölmüşsün ne çıkar?
Ne çıkar gündüzlerin selamsız aşkına,
Geceleri kefen biçsen.
Bir anlık hırsla,
Her şeyi yıkıp geçsen,ne çıkar...

 

 


Image hosting by Photobucket                  Image hosting by Photobucket                       Image hosting by Photobucket

 

 

Tut ki bundan böyle unutmuşum seni. 

Tut ki artık çalan parçalarda ismin geçmesin.

Tut ki yazılan şiirler,seni anmasın,
Varsın eller de unuttu desin.
Ben seviyorum ya seni,
Sen sevmesen,ne çıkar...

  

 

Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

http://spaces.msn.com/musali83

Nehir ' den

 
нαη¢ι http://spaces.msn.com/musali83
 

Eğer bir gün hissedersem gökyüzünde ayın yokluğunu,

ne olur   gel bana ay ol...

Eğer bir gün duyamazsam sessizliğin sesini gecemde,

ne olur gel bana sessizlik ol...

Eğer bir  gün anlarsam bu dünyada hiç sevilmediğimi,

ne olur gel bana sevenim ol...

Eğer bir gün unutursam hasretle doyasıya sevmeyi,

ne olur gel bana sevdiğim ol...

Ve eğer bir gün anlarsan benim i nasıl sevdiğim

İşte o zaman ne olur gel sadece BENİM OL!...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                    

yaşayan ölü

 

нαη¢ι

http://spaces.msn.com/musali83 

 

 

 Bir ölü gelecek evine yarın
Gözlerinde yarım kalmış arzular
Dalıp hayaline hatıraların
Duracak kapında sabaha kadar

Duyunca kapının çaldığını

Korku dolu gözlerle dışarı bakma
Bütün odaların yak ışığını
Bir benim kaldığım odayı yakma

Siyahlar giyin de pencereye çık
Aç kapıyı korkma yabancı değil
Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık
                               
Ölüm seni sevmekten acı değil

Aradı bu ölü hayatı sende
Öldü artık, sevsen de sevmesen de

 

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                

Dost dost diye nicesine sarıldım....

DOST DEDİĞİN...

Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
 
Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı....
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı..

Dost dediğin; fanatik olmalı;" Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,

Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,

Ve ağladığında, seninle ağlamalı... 
 

Image hosting by Photobucket


Ama hepsinden daha çok;" Dost matematiksel olmalı;"
 
Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
 
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
 
Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman Bütün parçalardan daha büyük olmalı...
 
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı.............

нαη¢ι

http://spaces.msn.com/musali83

herşeyin bir sonu ve başlangıcı var..

Image hosting by Photobucket           ezel                       Image hosted by Photobucket.com      ebed                                            Image hosting by Photobucket

нαη¢ι

http://spaces.msn.com/musali83

 

KADER...

Image hosted by Photobucket.com

 

                                                                                                     Image hosted by Photobucket.com

 

Uzun zaman önce bir ülke varmış refah içinde yaşayan. Ülkenin refah içerisinde yaşamasının sebebi iyi yürekli, dürüst kralı imiş. Kral zaman zaman tebdili kıyafet ülkeyi dolaşır, halkının dertlerini dinler, sorunlara çözüm bulurmuş. Gene böyle bir günde kral dolaşırken, yolu dağ başında bir göl kenarına düşmüş. Gölün kenarındaki ağacın dibine çökmüş aksakallı bir dede, bir elinde bir kese, diğerinde bir kese. Birinden bir taş alıp, diğerinden aldığı taş bağlayıp göle atıyormuş. Bu işe epey bir süre devam etmiş v nihayet bittiğinde, dede yoluna gitmek üzere ayağa kalkmış ve kralla göz göze gelmiş. Kral dedeye sormuş.

“Dede bütün bir gün seni izledim, sen ne iş yaparsın anlayamadım!” demiş. Dede kralın sorusunu şöyle cevaplamış,

“Oğlum ben insanların kaderlerini birbirine bağlaım.”,

“Peki en son kimin kaderini birbirine bağladın?” diye sormuş Kral,

“Kralın güzel kızı ile uşağı Ahmet’in kaderini bağladım.” Demiş aksakallı dede.

Kral bu cevabı alınca dünyası kararmış. Bir yanda güzeller güzeli ak pak biricik kızı, ülkenin prensesi diğer yanda olmamış oğlu kadar sevdiği zenci uşağı Ahmet. Ne yaparım? Nasıl eder de Ahmet’e bir zarar vermeden bu kaderi bozarım diye düşünerek, sarayın yolunu tutmuş. Saraya gidince hemen sevgili uşağı Ahmet’i huzuruna çağırmış ve ona,

“Oğlum Ahmet suna bir mektup vereceğim, bu mektubu alacak ve Güneş’e götüreceksin!” demiş.

Krala sorgu sual edilmez. Biçare Ahmet mektubu ve yolluğunu alarak düşmüş bilinmez yollara, düşmüş ki ne düşmek. Babası kadar sevdiği Kral’ı ona bir görev vermiş ve o bu görevi yerine getirmeli, ama nasıl? Günlerce dere tepe demeden yol gitmiş. Nihayet yorgunluktan bitkin halde iken gördüğü bir ulu ağacın gölgesinde dinlenmeye karar vermiş ve uykuya dalmış, uyandığında bir de ne görsün! Ağacın az ötesinde bir göl, o göl ki üzerine güneşin aksi vurmuş!

“Kralımın dediği Güneş bu olsa gerek” diyerek, üzerinde sadece külodu kalıncaya kadar soyunarak atmış kendini göle. Dibe doğru yüzmüş, yüzmüş, yüzmüş. Taa dipte, güneşin aksinin tükendiği yerde bir de ne görsün” Şahene bir hazine sandığı, almış sandığı çıkmış çıkmış ama, Ahmet artık zenci değil bembeyaz bir Ahmet. Sadece külodunun olduğu bölge eski rengini taşıyor. “Var bu işte bir hikmet!” demiş ve açmış  sandığı. Sandık gerçek bir hazine sandığı, içinde bin bir türlü mücevherat ile birlikte üzerinde “Güneşten Kral’a “ yazan bir zarf. Ahmet ne yapacağını bilemez hale gelmiş bir anda, yeni rengi ve yaşadıkları ile ülkesine dönünce kimsenin kendisine inanmayacağını düşünerek, ülkesine zengin bir tüccar kimliği ile dönme kararı almış.

Dönünce ülkesine, düşleri bir bir gerçekleşmiş. Ülkesinin bu yeni dürürst ve yakışıklı tüccarı ile güzeller güzeli kızını evlendirmeye karar verince kral, dünyalar Ahmet’in olmuş. Kral vermiş vermesine kızını zengin tüccara ama aklı da bir yandan oğlu gibi sevdiği ve hiçbir haber alamadığı uşağı Ahmet de imiş. Gel zaman git zaman damadı ile birlikte bir ziyafet yemeğinde iken yere düşen bir çatalı almak için eğilince Ahmet, şalvarının kenarından kaba eti gözükmüş. Bunu gören Kral gözlerine inanamamış. Yemek bitip de odasına çekilecek iken herkes, koridorun sonuna ilerleyen damadının arkasından seslenivermiş Kral, “Ahmet!”.

Ahmet seneler sonra duyunca gerçek adını, gayri ihtiyari kendisine seslenen Krala dönüvermiş ve “Neler oldu Ahmet, evladım anlat başından geçenleri bana!”

Diyen kralına bütün olanları bir bir anlatmış. Bunun üzerine Kral “Peki güneşin bana gönderdiği mektup?” diye sorunca da hemen odasına koşarak, sandıktan çıkan mektubu almış ve Kral’a vermiş, mektupta şu satırlar yer alıyormuş.

GÜNEŞE YAZI YAZILMAZ

YAZILAN YAZI BOZULMAZ....

                                             

                                                                                      Image hosted by Photobucket.com

                                                                            нαη¢ι   http://spaces.msn.com/musali83

Image hosted by Photobucket.com

komik's

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
Feyzullah Arslan
"Polisin Hatıra Defterinden" kitabından
Heyecanlı bir ses:
"Merkez tarandık".
Merkez:
"Hayır efendim aranmadınız".

 
 
4512:
"Merkez! Alet kontrol"
Merkez:
"Elinizdeki alet değil, cihaz".
4512:
"Aletin cihaz olduğu anlaşıldı merkez".

 
 
 
Şöför:
"Müdürüm, araç intikal etsin mi?"
Müdür:
"Etsin, ama içinde şöförüde olsun".

 

 

 

Merkez:
"Camide son durum nedir?"
5436:
"Cenazeler mezarlığa seyir halindeler".

 

 

 

4536:
"Merkez, orta kilolu, kara renkli, boynuzlu bir tosun kaybolmuş".
Merkez:
"Anlaşıldı. İstasyonlar not alın. Kaybolan tosun eşkali veriyorum".

 

 

 

3370:
"Bir minibüs at arabasına çarpmış, at vefat etmiş".
Merkez:
"Başın sağ olsun evladım.

 

 

 

Merkez:
"Ananın Yeri'nde <lokanta> kavga ihbarı var. Ekip intikal etsin".
7443:
"Anlaşıldı Merkez,
Ananın Yeri'ne ekibimle seyir halindeyiz".

 

 

 

5690:
"Burada çekilmesi gereken bir araç var".
5491:
"Efendim, ben sahilden intikal ediyorum".
Merkez:
"91, sen bulunduğun yerde kal, 31 çeksin".

 

 

 

7553:"Kaçan aracı takip halindeyiz".
Merkez: "Anlaşıldı. Mevkiiniz?"
7553:"Kaybolduk Merkez!..."

 

 

 

Merkez:"Mevkiiniz?"
4566:"Cumhuriyet caddesi".
Merkez:"Tam mevkiiniz?"
4566:"Arabadayız Merkez".

 

 

 

5452: "Bahse konu aracı aldık, inceliyoruz, tamam"
Merkez: "Araç alkollü mü?"
5452: "Olumsuz efendim, araç dizelmiş".

 

 

 

4512:
"Merkez, hırsız kaçıyor!"
Merkez:
"Anlaşıldı, nereden nereye kaçıyor?"
4512:
"Şuraya doğru kaçıyor".
Merkez:
"Biri 4512'den telsizi alsın, adam gibi tarif etsin".

 

 

 

3345:
"Yonca Evcimik konserindeki son durum nedir?"
6220:
"Henüz Abone'yi söylemedi amirim".

 

 

 

5433:
"Caddede şüpheli bir paket var."
Merkez:
"Anlaşıldı, çevre güvenliğini alın,
pakete dokunmayın. Uzman ekip seyir halinde
5433:
<3 dakika sonra>
"Uzman ekibe gerek yok. Paket boş".
Merkez:
"Nereden anladınız,
'Çevre güvenliğini alın' demiştik".
5433:
" Üzerinden kamyon geçti efendim".

 

 

 

Merkez:
"İskeledeki aracın belgelerini alın".
5426:
"Araç feribota binmekte..."
Merkez:
"Belgeleri muhakkak alın".
5426:
"Doğrudur Merkez, ben de feribota biniyorum".
5426:
<5 dakika sonra> "Aracın belgelerini aldım".
Merkez:
"Derhal merkez karakoluna intikal edin".
5426:
"Olumsuz Merkez. Feribot hareket etti. Ben karşıya geçiyorum. 17.00 feribotu ile dönerim".


 

 
 

 

           нαη¢ι  http://spaces.msn.com/musali83

 
 
 

SPACES

 

SPACES DOĞUM GÜNLERİ        Kocatepe üniversitesi mezun ve öğrencileri

Spaces Dogum Günleri                                                       Kocatepe üniversitesi mezunları

 Spaces Kardeşliği                                                          

mawi_slyah&mesut_alanlevent desperadoMSN TurkeyZUPPERWELLED ! SAKIN TIKLAMA !                                       

Image hosted by Photobucket.com      SPACES LOGOM

 

<DIV align=center><A href="http://spaces.msn.com/members/musali83" target=_blank><IMG alt=" musali  " src="http://i13.photobucket.com/albums/a270/musali/001.jpg" border=0></A></DIV>

 

 

 

Image hosting by Photobucket 

Image hosting by Photobucket

 

 

Image hosting by Photobucket

 

HİÇ YORUMA GEREK VAR MI ? RENKLERE BAKIN HERŞEYİ ANLATSIN SİZE...

 

 

Image hosting by Photobucket

O NUN GİBİSİ GELMEDİ DAHA...O BİR EFSANE ARTIK...

GEORGE HAGİ

 

Image hosting by Photobucket

Ziyaretçi Defteri

HERKESİN YÜREĞİNDEN BİR PARÇA SIĞAR HERHALDE BURAYA...

                                                           

 

ZİYARETÇİ SAYIMIZ

HTML Web Counters

                                                        

 

                                                      

Image hosting by Photobucket

Image hosting by Photobucket

PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN...

ÜSTAD

Beklenen

 
  Ne hasta bekler sabahı,   
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan günahı,
Seni beklediğim kadar.
 
Geçti,istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni.
Gelme artık neye yarar.
 
 

Image hosting by Photobucket

 
 
Bekleyen
 
Sen, kaçak ve ürkek ceylansın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İcin ürperdiği demler beni an!
De ki Odur sarsan pencereleri,
De ki Rüzgar değil, odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü.
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir.
Bana kalacaksın yine son günü.
 
Ölürsün...
Kapanir yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye
Toprağında bir taş olur,
Beklerim…

SİİRLER

Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

 

Kurşun Yarası

İstedigin zaman, rastladığın yerde
Kıyasıya olmalı beni vuruşun
Kanım gunlerce akmalı caddelerde

Tam kalbime degmeli attığın kurşun
Ya kalbime ya alnimin ortasina
En can alacak yerime nişan al
Çare bulunmaz her kurşun yarasına
Beni öldür ve acık gözlerime dal

Bir eser olmasin icinde korkudan
Tetigi kininle, garezinle çek
Kurşun değil ölüm çıkmalı namludan
Birak benim kanim olsun dökülecek
En son kurşunun da olsa namluya sür
Nasil olsa ölüm var, bari sen öldür...

Ümit Yaşar Oğuzcan


 


 

Ben Sana Mecburum

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkudur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziran'da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

Attila İlhan


 

 

 

Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket


 

Gözlerin Cennet Çiçeği

 

Gözlerin cennet çiçeği
Gönlüm cehennem ateşi
Eğer sevdiğine köle olursa gönül
Nuh tufanına kucak açarmış
Lakin arafatın gerisi cinnet
Kal, güzeller güzeli, yüreğim sana tutsak

Derdine pusatlandım, çilen gün oldu bana
Sen ki sevdaların şahı garip gönlümün ahı
Dileğim sen, kerbelam sen, muradım sen
Dönse de dünya kendi başına, ben dönmesem yolumdan
Dolunaya güneş denktir, ülgere kutup yıldızı
Ağlama, ağlama ey şafak türküsü

Kaderim boynuma yafta
Hükmü dar imiş meğer
Boynumda yay kirişi
Şer mi yağıyor yerin yüzüne
Karanlık bastı başımı
Sevdam yankılansın vadilerinde ey anadolum
İğde çiçeğinde gizlenir özüm
Sarı papatya ki el eder sen gibi
Alıpta sineme sarasım gelir
Her koklayış bir acı, her dokunuş bin ölüm
Zaman, dokuz başlı ejderha
Sen bana düşman bense bana
Yüreğim kaf dağına sürgün
Ruhum tur dağında esir
Deli eyledi zaman
Bir acı ki dizlerim duymasa da bedenim
Parmaklarımda öldürdüm isyanımı
Şimdi sokak aralarında gezerken
Duysam da topal seslerini
Uyuşmuş bacağım, duymayan parmaklarıma rağmen
Bu dönek dünyadan dimdik geçmek zorundayım
Koy yal verdiğim ekmek verdiğim köpeklerde
arkam sıra ürüp dursun
Şimdi gecelere çivi çakar oldum artık
Ağlama ey şafak türkülerim ağlama
Gece mavisi sevdalarımı

Gece mavisi sevdalarımı çığlık çığlığa çağırırken göklerden
HUZUR BENİM DESEYDİN VALLAHİ DÜŞÜNMEZDİM EY ÖLÜM.

 

AŞIK SEFAİ

 

Dinlemek için Tıklayın http://www.ulkuocaklari.org.tr/muzik/2004/sefai_buhesap/11.wma

gönülden gönüle...

sen gitme sevgili gidersen nefes alamam gittiğin yerler gurbet yokluğun ölüm gitme sevgili soluk alışlarım batıyor yüreğime sen gitme sevgili olmadığın heryer cehennem yardan ayrı kalan yalnızca beden gönül... gönül ayrılığın anlamını bilmez imiş zorla öğretiyorlar sevgili ne yapmalı şimdi...

       

selam sevdiğim...

kelimelerin bittiği yerde başlıyor kağıtlarla buluşmalar
böyle bir  andayım senden uzakta , özledim seni
o kadar özledim ki aynada gözlerin bakıyor bana 
sesin çınlıyor kulaklarımda 
birtek ellerin ellerin hiç olmadı uzattığımda ellerimi boşluğa
ama biliyorsun "ellerimde acılar ellerini tutama kıyamam kıyamam sana
yollarımda ayaz var yaklaşma yolarıma kıyamam kıyamam sana
karanlık gecelere ortak edemem seni kıyamam kıyamam ben sana....
 
burda mevsim kış  buz kesmiş yokluğunda heryer
gelme sevgili üşürsün
çünkü üşütüyor beni soğuk yokluğun
seni sevdiğimi bağırıyorum 
bağırıyorum avazım çıktığı kadar
dört yanım dağ, yankılanıyor sesim ve dönüyor geri
her dönüş daha bir acı geliyor susuyorum sonra
sen değilsen sesimi duyan kimse duymasın istiyorum
ama sen susma sevgili
ben duymasamda...

 

 
全 19 枚中 1 枚目

kocatepe musali

このスペースにはミュージック リストがありません。