|
|
   
SEVDA NE DEMEK, GÖNÜL NE DEMEK, VEFA NE DEMEK...
VE BİZ NASIL SEVİYORUZ...
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini 'söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış, 'acelesi olduğunu ve röntgen çektirmek için beklemek istemediğini' söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
Adamcağız ; 'karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum' demiş.
'Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde' demiş hemşire.
Adam üzgün bir ifade ile ' ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor' demiş.
Hemşireler hayretle ' madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden
hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz' demişler.
Adam buruk,masum ve sevgi dolu bir sesle
' ama ben onun kim olduğunu biliyorum ' demiş.
sen uykusuzluk nedir bilir misin tırnaklarınla yastığı parçaladın mı Gözlerini tavana dikip Düşündüğün oludu mu bütün gece Ve bütün bir gün Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç Gelmeyince Seni aramayınca Ölesiye ağladın mı Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların Ona ait ne varsa Bir bir hatırladın mı
Sen günden güne erimeyi bilir misin Dev bir ağacın varken içinde ölmeyi Bir teselli aramayı Issız parklarda, tenha sokaklarda Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda Deli divane yollara düşüp Yaşlanmış bir köpek gibi Atılmışlığını hissettiğin oldu mu Sevmekten Günler geceler boyu yürümekten Elin, ayağın,kalbin yoruldun mu
Sen yalızlığın acısını bilir misin Unutmak bir hancer gibi saplandı mı sırtına İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı Bütün gururunu çiğneyip Sevgilinin geçtiği yollarda Bastığı toprakları eğilip öptün mü Sen çaresizlik nedir bilir misin Sen yokluk nedir gördün mü
Böyleyim diye ayıplama beni Bir gün kendimi Sonsuzluğa bırakırsam Yaralı ve yenik bir asker gibi Darılma Unutma ki Her seven adsız bir kahramandır unutma ki İnsan sevebildiği kadar insandır
Ümit Yaşar Oğuzcan

   
нαη¢ι
Tut ki gecenin Alacakaranlığında düşlemişim seni. Tut ki,rüyalarımı bölmüşsün ne çıkar? Ne çıkar gündüzlerin selamsız aşkına, Geceleri kefen biçsen. Bir anlık hırsla, Her şeyi yıkıp geçsen,ne çıkar...

Tut ki bundan böyle unutmuşum seni.
Tut ki artık çalan parçalarda ismin geçmesin.
Tut ki yazılan şiirler,seni anmasın, Varsın eller de unuttu desin. Ben seviyorum ya seni, Sen sevmesen,ne çıkar...
   
http://spaces.msn.com/musali83
нαη¢ι http://spaces.msn.com/musali83
|
Eğer bir gün hissedersem gökyüzünde ayın yokluğunu,
ne olur gel bana ay ol...
Eğer bir gün duyamazsam sessizliğin sesini gecemde,
ne olur gel bana sessizlik ol...
Eğer bir gün anlarsam bu dünyada hiç sevilmediğimi,
ne olur gel bana sevenim ol...
Eğer bir gün unutursam hasretle doyasıya sevmeyi,
ne olur gel bana sevdiğim ol...
Ve eğer bir gün anlarsan benim i nasıl sevdiğim
İşte o zaman ne olur gel sadece BENİM OL!...
|
|
нαη¢ι
http://spaces.msn.com/musali83
Bir ölü gelecek evine yarın Gözlerinde yarım kalmış arzular Dalıp hayaline hatıraların Duracak kapında sabaha kadar
Duyunca kapının çaldığını
Korku dolu gözlerle dışarı bakma Bütün odaların yak ışığını Bir benim kaldığım odayı yakma
Siyahlar giyin de pencereye çık Aç kapıyı korkma yabancı değil Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık Ölüm seni sevmekten acı değil
Aradı bu ölü hayatı sende Öldü artık, sevsen de sevmesen de
| DOST DEDİĞİN...
Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli... Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı.... Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı..
Dost dediğin; fanatik olmalı;" Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...

Ama hepsinden daha çok;" Dost matematiksel olmalı;" Sevinci çarpmalı... Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi çıkarmalı... Yarını toplamalı... Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı... Ve her zaman Bütün parçalardan daha büyük olmalı... İşi bitince seni bir tarafa atmamalı.............
нαη¢ι
http://spaces.msn.com/musali83 ezel ebed 
нαη¢ι
http://spaces.msn.com/musali83
Uzun zaman önce bir ülke varmış refah içinde yaşayan. Ülkenin refah içerisinde yaşamasının sebebi iyi yürekli, dürüst kralı imiş. Kral zaman zaman tebdili kıyafet ülkeyi dolaşır, halkının dertlerini dinler, sorunlara çözüm bulurmuş. Gene böyle bir günde kral dolaşırken, yolu dağ başında bir göl kenarına düşmüş. Gölün kenarındaki ağacın dibine çökmüş aksakallı bir dede, bir elinde bir kese, diğerinde bir kese. Birinden bir taş alıp, diğerinden aldığı taş bağlayıp göle atıyormuş. Bu işe epey bir süre devam etmiş v nihayet bittiğinde, dede yoluna gitmek üzere ayağa kalkmış ve kralla göz göze gelmiş. Kral dedeye sormuş.
“Dede bütün bir gün seni izledim, sen ne iş yaparsın anlayamadım!” demiş. Dede kralın sorusunu şöyle cevaplamış,
“Oğlum ben insanların kaderlerini birbirine bağlaım.”,
“Peki en son kimin kaderini birbirine bağladın?” diye sormuş Kral,
“Kralın güzel kızı ile uşağı Ahmet’in kaderini bağladım.” Demiş aksakallı dede.
Kral bu cevabı alınca dünyası kararmış. Bir yanda güzeller güzeli ak pak biricik kızı, ülkenin prensesi diğer yanda olmamış oğlu kadar sevdiği zenci uşağı Ahmet. Ne yaparım? Nasıl eder de Ahmet’e bir zarar vermeden bu kaderi bozarım diye düşünerek, sarayın yolunu tutmuş. Saraya gidince hemen sevgili uşağı Ahmet’i huzuruna çağırmış ve ona,
“Oğlum Ahmet suna bir mektup vereceğim, bu mektubu alacak ve Güneş’e götüreceksin!” demiş.
Krala sorgu sual edilmez. Biçare Ahmet mektubu ve yolluğunu alarak düşmüş bilinmez yollara, düşmüş ki ne düşmek. Babası kadar sevdiği Kral’ı ona bir görev vermiş ve o bu görevi yerine getirmeli, ama nasıl? Günlerce dere tepe demeden yol gitmiş. Nihayet yorgunluktan bitkin halde iken gördüğü bir ulu ağacın gölgesinde dinlenmeye karar vermiş ve uykuya dalmış, uyandığında bir de ne görsün! Ağacın az ötesinde bir göl, o göl ki üzerine güneşin aksi vurmuş!
“Kralımın dediği Güneş bu olsa gerek” diyerek, üzerinde sadece külodu kalıncaya kadar soyunarak atmış kendini göle. Dibe doğru yüzmüş, yüzmüş, yüzmüş. Taa dipte, güneşin aksinin tükendiği yerde bir de ne görsün” Şahene bir hazine sandığı, almış sandığı çıkmış çıkmış ama, Ahmet artık zenci değil bembeyaz bir Ahmet. Sadece külodunun olduğu bölge eski rengini taşıyor. “Var bu işte bir hikmet!” demiş ve açmış sandığı. Sandık gerçek bir hazine sandığı, içinde bin bir türlü mücevherat ile birlikte üzerinde “Güneşten Kral’a “ yazan bir zarf. Ahmet ne yapacağını bilemez hale gelmiş bir anda, yeni rengi ve yaşadıkları ile ülkesine dönünce kimsenin kendisine inanmayacağını düşünerek, ülkesine zengin bir tüccar kimliği ile dönme kararı almış.
Dönünce ülkesine, düşleri bir bir gerçekleşmiş. Ülkesinin bu yeni dürürst ve yakışıklı tüccarı ile güzeller güzeli kızını evlendirmeye karar verince kral, dünyalar Ahmet’in olmuş. Kral vermiş vermesine kızını zengin tüccara ama aklı da bir yandan oğlu gibi sevdiği ve hiçbir haber alamadığı uşağı Ahmet de imiş. Gel zaman git zaman damadı ile birlikte bir ziyafet yemeğinde iken yere düşen bir çatalı almak için eğilince Ahmet, şalvarının kenarından kaba eti gözükmüş. Bunu gören Kral gözlerine inanamamış. Yemek bitip de odasına çekilecek iken herkes, koridorun sonuna ilerleyen damadının arkasından seslenivermiş Kral, “Ahmet!”.
Ahmet seneler sonra duyunca gerçek adını, gayri ihtiyari kendisine seslenen Krala dönüvermiş ve “Neler oldu Ahmet, evladım anlat başından geçenleri bana!”
Diyen kralına bütün olanları bir bir anlatmış. Bunun üzerine Kral “Peki güneşin bana gönderdiği mektup?” diye sorunca da hemen odasına koşarak, sandıktan çıkan mektubu almış ve Kral’a vermiş, mektupta şu satırlar yer alıyormuş.
GÜNEŞE YAZI YAZILMAZ
YAZILAN YAZI BOZULMAZ....

нαη¢ι http://spaces.msn.com/musali83 
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
Feyzullah Arslan
"Polisin Hatıra Defterinden" kitabından
Heyecanlı bir ses:
"Merkez tarandık".
Merkez:
"Hayır efendim aranmadınız".
4512:
"Merkez! Alet kontrol"
Merkez:
"Elinizdeki alet değil, cihaz".
4512:
"Aletin cihaz olduğu anlaşıldı merkez".
Şöför:
"Müdürüm, araç intikal etsin mi?"
Müdür:
"Etsin, ama içinde şöförüde olsun".
Merkez:
"Camide son durum nedir?"
5436:
"Cenazeler mezarlığa seyir halindeler".
4536:
"Merkez, orta kilolu, kara renkli, boynuzlu bir tosun kaybolmuş".
Merkez:
"Anlaşıldı. İstasyonlar not alın. Kaybolan tosun eşkali veriyorum".
3370:
"Bir minibüs at arabasına çarpmış, at vefat etmiş".
Merkez:
"Başın sağ olsun evladım.
Merkez:
"Ananın Yeri'nde <lokanta> kavga ihbarı var. Ekip intikal etsin".
7443:
"Anlaşıldı Merkez,
Ananın Yeri'ne ekibimle seyir halindeyiz".
5690:
"Burada çekilmesi gereken bir araç var".
5491:
"Efendim, ben sahilden intikal ediyorum".
Merkez:
"91, sen bulunduğun yerde kal, 31 çeksin".
7553:"Kaçan aracı takip halindeyiz".
Merkez: "Anlaşıldı. Mevkiiniz?"
7553:"Kaybolduk Merkez!..."
Merkez:"Mevkiiniz?"
4566:"Cumhuriyet caddesi".
Merkez:"Tam mevkiiniz?"
4566:"Arabadayız Merkez".
5452: "Bahse konu aracı aldık, inceliyoruz, tamam"
Merkez: "Araç alkollü mü?"
5452: "Olumsuz efendim, araç dizelmiş".
4512:
"Merkez, hırsız kaçıyor!"
Merkez:
"Anlaşıldı, nereden nereye kaçıyor?"
4512:
"Şuraya doğru kaçıyor".
Merkez:
"Biri 4512'den telsizi alsın, adam gibi tarif etsin".
3345:
"Yonca Evcimik konserindeki son durum nedir?"
6220:
"Henüz Abone'yi söylemedi amirim".
5433:
"Caddede şüpheli bir paket var."
Merkez:
"Anlaşıldı, çevre güvenliğini alın,
pakete dokunmayın. Uzman ekip seyir halinde
5433: <3 dakika sonra>
"Uzman ekibe gerek yok. Paket boş".
Merkez:
"Nereden anladınız,
'Çevre güvenliğini alın' demiştik".
5433:
" Üzerinden kamyon geçti efendim".
Merkez:
"İskeledeki aracın belgelerini alın".
5426:
"Araç feribota binmekte..."
Merkez:
"Belgeleri muhakkak alın".
5426:
"Doğrudur Merkez, ben de feribota biniyorum".
5426:
<5 dakika sonra> "Aracın belgelerini aldım".
Merkez:
"Derhal merkez karakoluna intikal edin".
5426:
"Olumsuz Merkez. Feribot hareket etti. Ben karşıya geçiyorum. 17.00 feribotu ile dönerim".
HERKESİN YÜREĞİNDEN BİR PARÇA SIĞAR HERHALDE BURAYA...
ZİYARETÇİ SAYIMIZ


PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN... Beklenen
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti,istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni.
Gelme artık neye yarar.

Bekleyen
Sen, kaçak ve ürkek ceylansın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İcin ürperdiği demler beni an!
De ki Odur sarsan pencereleri,
De ki Rüzgar değil, odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü.
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir.
Bana kalacaksın yine son günü.
Ölürsün...
Kapanir yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye
Toprağında bir taş olur,
Beklerim…    
Kurşun Yarası
İstedigin zaman, rastladığın yerde Kıyasıya olmalı beni vuruşun Kanım gunlerce akmalı caddelerde
Tam kalbime degmeli attığın kurşun Ya kalbime ya alnimin ortasina En can alacak yerime nişan al Çare bulunmaz her kurşun yarasına Beni öldür ve acık gözlerime dal
Bir eser olmasin icinde korkudan Tetigi kininle, garezinle çek Kurşun değil ölüm çıkmalı namludan Birak benim kanim olsun dökülecek En son kurşunun da olsa namluya sür Nasil olsa ölüm var, bari sen öldür...
Ümit Yaşar Oğuzcan

Ben Sana Mecburum
ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor bu şehir o eski istanbul mudur karanlıkta bulutlar parçalanıyor sokak lambaları birden yanıyor kaldırımlarda yağmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkudur insan bir akşam üstü ansızın yorulur tutsak ustura ağzında yaşamaktan kimi zaman ellerini kırar tutkusu birkaç hayat çıkarır yaşamasından hangi kapıyı çalsa kimi zaman arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor eski zamanlardan bir cuma çalıyor durup köşe başında deliksiz dinlesem sana kullanılmamış bir gök getirsem haftalar ellerimde ufalanıyor ne yapsam ne tutsam nereye gitsem ben sana mecburum sen yoksun
belki haziran'da mavi benekli çocuksun ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor belki körsün kırılmışsın telâş içindesin kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin
Attila İlhan
  
Gözlerin Cennet Çiçeği
Gözlerin cennet çiçeği Gönlüm cehennem ateşi Eğer sevdiğine köle olursa gönül Nuh tufanına kucak açarmış Lakin arafatın gerisi cinnet Kal, güzeller güzeli, yüreğim sana tutsak
Derdine pusatlandım, çilen gün oldu bana Sen ki sevdaların şahı garip gönlümün ahı Dileğim sen, kerbelam sen, muradım sen Dönse de dünya kendi başına, ben dönmesem yolumdan Dolunaya güneş denktir, ülgere kutup yıldızı Ağlama, ağlama ey şafak türküsü
Kaderim boynuma yafta Hükmü dar imiş meğer Boynumda yay kirişi Şer mi yağıyor yerin yüzüne Karanlık bastı başımı Sevdam yankılansın vadilerinde ey anadolum İğde çiçeğinde gizlenir özüm Sarı papatya ki el eder sen gibi Alıpta sineme sarasım gelir Her koklayış bir acı, her dokunuş bin ölüm Zaman, dokuz başlı ejderha Sen bana düşman bense bana Yüreğim kaf dağına sürgün Ruhum tur dağında esir Deli eyledi zaman Bir acı ki dizlerim duymasa da bedenim Parmaklarımda öldürdüm isyanımı Şimdi sokak aralarında gezerken Duysam da topal seslerini Uyuşmuş bacağım, duymayan parmaklarıma rağmen Bu dönek dünyadan dimdik geçmek zorundayım Koy yal verdiğim ekmek verdiğim köpeklerde arkam sıra ürüp dursun Şimdi gecelere çivi çakar oldum artık Ağlama ey şafak türkülerim ağlama Gece mavisi sevdalarımı
Gece mavisi sevdalarımı çığlık çığlığa çağırırken göklerden HUZUR BENİM DESEYDİN VALLAHİ DÜŞÜNMEZDİM EY ÖLÜM.
AŞIK SEFAİ
Dinlemek için Tıklayın http://www.ulkuocaklari.org.tr/muzik/2004/sefai_buhesap/11.wma sen gitme sevgili gidersen nefes alamam gittiğin yerler gurbet yokluğun ölüm gitme sevgili soluk alışlarım batıyor yüreğime sen gitme sevgili olmadığın heryer cehennem yardan ayrı kalan yalnızca beden gönül... gönül ayrılığın anlamını bilmez imiş zorla öğretiyorlar sevgili ne yapmalı şimdi...

selam sevdiğim...
kelimelerin bittiği yerde başlıyor kağıtlarla buluşmalar
böyle bir andayım senden uzakta , özledim seni
o kadar özledim ki aynada gözlerin bakıyor bana
sesin çınlıyor kulaklarımda
birtek ellerin ellerin hiç olmadı uzattığımda ellerimi boşluğa
ama biliyorsun "ellerimde acılar ellerini tutama kıyamam kıyamam sana
yollarımda ayaz var yaklaşma yolarıma kıyamam kıyamam sana
karanlık gecelere ortak edemem seni kıyamam kıyamam ben sana....
burda mevsim kış buz kesmiş yokluğunda heryer
gelme sevgili üşürsün
çünkü üşütüyor beni soğuk yokluğun
seni sevdiğimi bağırıyorum
bağırıyorum avazım çıktığı kadar
dört yanım dağ, yankılanıyor sesim ve dönüyor geri
her dönüş daha bir acı geliyor susuyorum sonra
sen değilsen sesimi duyan kimse duymasın istiyorum
ama sen susma sevgili
ben duymasamda...
|
|
|
|