musali's profile♥ нαη¢ι ♥PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    Vefa

    Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

    SEVDA NE DEMEK, GÖNÜL NE DEMEK, VEFA NE DEMEK...
    VE BİZ NASIL SEVİYORUZ... 
     
    Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
     
    Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini 'söylemişler.
    Yaşlı bey huzursuzlanmış, 'acelesi olduğunu ve röntgen çektirmek için beklemek istemediğini' söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
     
    Adamcağız ; 'karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum' demiş.
     
    'Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde' demiş hemşire.
    Adam üzgün bir ifade ile ' ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor' demiş.
    Hemşireler hayretle ' madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden
    hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz' demişler.
     
    Adam buruk,masum ve sevgi dolu bir sesle
    ' ama ben onun kim olduğunu biliyorum ' demiş.
     
    Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

    unutma...

    Image hosting by Photobucket 

    sen uykusuzluk nedir bilir misin
    tırnaklarınla yastığı parçaladın mı
    Gözlerini tavana dikip
    Düşündüğün oludu mu bütün gece
    Ve bütün bir gün
    Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
    Gelmeyince
    Seni aramayınca
    Ölesiye ağladın mı
    Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
    Ona ait ne varsa
    Bir bir hatırladın mı

    Sen günden güne erimeyi bilir misin
    Dev bir ağacın varken içinde ölmeyi
    Bir teselli aramayı
    Issız parklarda, tenha sokaklarda
    Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
    Deli divane yollara düşüp
    Yaşlanmış bir köpek gibi
    Atılmışlığını hissettiğin oldu mu
    Sevmekten
    Günler geceler boyu yürümekten
    Elin, ayağın,kalbin yoruldun mu

    Sen yalızlığın acısını bilir misin
    Unutmak bir hancer gibi saplandı mı sırtına
    İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
    Bütün gururunu çiğneyip
    Sevgilinin geçtiği yollarda
    Bastığı toprakları eğilip öptün mü
    Sen çaresizlik nedir bilir misin
    Sen yokluk nedir gördün mü

    Böyleyim diye ayıplama beni
    Bir gün kendimi
    Sonsuzluğa bırakırsam
    Yaralı ve yenik bir asker gibi
    Darılma
    Unutma ki
    Her seven adsız bir kahramandır
    unutma ki
    İnsan sevebildiği kadar insandır

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Image hosting by Photobucket

    Ne Çıkar !

    Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

    нαη¢ι

     

     Tut ki gecenin
    Alacakaranlığında düşlemişim seni.
    Tut ki,rüyalarımı bölmüşsün ne çıkar?
    Ne çıkar gündüzlerin selamsız aşkına,
    Geceleri kefen biçsen.
    Bir anlık hırsla,
    Her şeyi yıkıp geçsen,ne çıkar...

     

     


    Image hosting by Photobucket                  Image hosting by Photobucket                       Image hosting by Photobucket

     

     

    Tut ki bundan böyle unutmuşum seni. 

    Tut ki artık çalan parçalarda ismin geçmesin.

    Tut ki yazılan şiirler,seni anmasın,
    Varsın eller de unuttu desin.
    Ben seviyorum ya seni,
    Sen sevmesen,ne çıkar...

      

     

    Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

    http://spaces.msn.com/musali83

    Nehir ' den

     
    нαη¢ι http://spaces.msn.com/musali83
     

    Eğer bir gün hissedersem gökyüzünde ayın yokluğunu,

    ne olur   gel bana ay ol...

    Eğer bir gün duyamazsam sessizliğin sesini gecemde,

    ne olur gel bana sessizlik ol...

    Eğer bir  gün anlarsam bu dünyada hiç sevilmediğimi,

    ne olur gel bana sevenim ol...

    Eğer bir gün unutursam hasretle doyasıya sevmeyi,

    ne olur gel bana sevdiğim ol...

    Ve eğer bir gün anlarsan benim i nasıl sevdiğim

    İşte o zaman ne olur gel sadece BENİM OL!...

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

                                                                                                                                                                                                                                                                        

    yaşayan ölü

     

    нαη¢ι

    http://spaces.msn.com/musali83 

     

     

     Bir ölü gelecek evine yarın
    Gözlerinde yarım kalmış arzular
    Dalıp hayaline hatıraların
    Duracak kapında sabaha kadar

    Duyunca kapının çaldığını

    Korku dolu gözlerle dışarı bakma
    Bütün odaların yak ışığını
    Bir benim kaldığım odayı yakma

    Siyahlar giyin de pencereye çık
    Aç kapıyı korkma yabancı değil
    Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık
                                   
    Ölüm seni sevmekten acı değil

    Aradı bu ölü hayatı sende
    Öldü artık, sevsen de sevmesen de

     

     

     

     

                                                                                                                                                                                                                                                    

    Dost dost diye nicesine sarıldım....

    DOST DEDİĞİN...

    Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
     
    Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı....
    Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı..

    Dost dediğin; fanatik olmalı;" Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,

    Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,

    Ve ağladığında, seninle ağlamalı... 
     

    Image hosting by Photobucket


    Ama hepsinden daha çok;" Dost matematiksel olmalı;"
     
    Sevinci çarpmalı...
    Üzüntüyü bölmeli...
     
    Geçmişi çıkarmalı...
    Yarını toplamalı...
     
    Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
    Ve her zaman Bütün parçalardan daha büyük olmalı...
     
    İşi bitince seni bir tarafa atmamalı.............

    нαη¢ι

    http://spaces.msn.com/musali83

    herşeyin bir sonu ve başlangıcı var..

    Image hosting by Photobucket           ezel                       Image hosted by Photobucket.com      ebed                                            Image hosting by Photobucket

    нαη¢ι

    http://spaces.msn.com/musali83

     

    KADER...

    Image hosted by Photobucket.com

     

                                                                                                         Image hosted by Photobucket.com

     

    Uzun zaman önce bir ülke varmış refah içinde yaşayan. Ülkenin refah içerisinde yaşamasının sebebi iyi yürekli, dürüst kralı imiş. Kral zaman zaman tebdili kıyafet ülkeyi dolaşır, halkının dertlerini dinler, sorunlara çözüm bulurmuş. Gene böyle bir günde kral dolaşırken, yolu dağ başında bir göl kenarına düşmüş. Gölün kenarındaki ağacın dibine çökmüş aksakallı bir dede, bir elinde bir kese, diğerinde bir kese. Birinden bir taş alıp, diğerinden aldığı taş bağlayıp göle atıyormuş. Bu işe epey bir süre devam etmiş v nihayet bittiğinde, dede yoluna gitmek üzere ayağa kalkmış ve kralla göz göze gelmiş. Kral dedeye sormuş.

    “Dede bütün bir gün seni izledim, sen ne iş yaparsın anlayamadım!” demiş. Dede kralın sorusunu şöyle cevaplamış,

    “Oğlum ben insanların kaderlerini birbirine bağlaım.”,

    “Peki en son kimin kaderini birbirine bağladın?” diye sormuş Kral,

    “Kralın güzel kızı ile uşağı Ahmet’in kaderini bağladım.” Demiş aksakallı dede.

    Kral bu cevabı alınca dünyası kararmış. Bir yanda güzeller güzeli ak pak biricik kızı, ülkenin prensesi diğer yanda olmamış oğlu kadar sevdiği zenci uşağı Ahmet. Ne yaparım? Nasıl eder de Ahmet’e bir zarar vermeden bu kaderi bozarım diye düşünerek, sarayın yolunu tutmuş. Saraya gidince hemen sevgili uşağı Ahmet’i huzuruna çağırmış ve ona,

    “Oğlum Ahmet suna bir mektup vereceğim, bu mektubu alacak ve Güneş’e götüreceksin!” demiş.

    Krala sorgu sual edilmez. Biçare Ahmet mektubu ve yolluğunu alarak düşmüş bilinmez yollara, düşmüş ki ne düşmek. Babası kadar sevdiği Kral’ı ona bir görev vermiş ve o bu görevi yerine getirmeli, ama nasıl? Günlerce dere tepe demeden yol gitmiş. Nihayet yorgunluktan bitkin halde iken gördüğü bir ulu ağacın gölgesinde dinlenmeye karar vermiş ve uykuya dalmış, uyandığında bir de ne görsün! Ağacın az ötesinde bir göl, o göl ki üzerine güneşin aksi vurmuş!

    “Kralımın dediği Güneş bu olsa gerek” diyerek, üzerinde sadece külodu kalıncaya kadar soyunarak atmış kendini göle. Dibe doğru yüzmüş, yüzmüş, yüzmüş. Taa dipte, güneşin aksinin tükendiği yerde bir de ne görsün” Şahene bir hazine sandığı, almış sandığı çıkmış çıkmış ama, Ahmet artık zenci değil bembeyaz bir Ahmet. Sadece külodunun olduğu bölge eski rengini taşıyor. “Var bu işte bir hikmet!” demiş ve açmış  sandığı. Sandık gerçek bir hazine sandığı, içinde bin bir türlü mücevherat ile birlikte üzerinde “Güneşten Kral’a “ yazan bir zarf. Ahmet ne yapacağını bilemez hale gelmiş bir anda, yeni rengi ve yaşadıkları ile ülkesine dönünce kimsenin kendisine inanmayacağını düşünerek, ülkesine zengin bir tüccar kimliği ile dönme kararı almış.

    Dönünce ülkesine, düşleri bir bir gerçekleşmiş. Ülkesinin bu yeni dürürst ve yakışıklı tüccarı ile güzeller güzeli kızını evlendirmeye karar verince kral, dünyalar Ahmet’in olmuş. Kral vermiş vermesine kızını zengin tüccara ama aklı da bir yandan oğlu gibi sevdiği ve hiçbir haber alamadığı uşağı Ahmet de imiş. Gel zaman git zaman damadı ile birlikte bir ziyafet yemeğinde iken yere düşen bir çatalı almak için eğilince Ahmet, şalvarının kenarından kaba eti gözükmüş. Bunu gören Kral gözlerine inanamamış. Yemek bitip de odasına çekilecek iken herkes, koridorun sonuna ilerleyen damadının arkasından seslenivermiş Kral, “Ahmet!”.

    Ahmet seneler sonra duyunca gerçek adını, gayri ihtiyari kendisine seslenen Krala dönüvermiş ve “Neler oldu Ahmet, evladım anlat başından geçenleri bana!”

    Diyen kralına bütün olanları bir bir anlatmış. Bunun üzerine Kral “Peki güneşin bana gönderdiği mektup?” diye sorunca da hemen odasına koşarak, sandıktan çıkan mektubu almış ve Kral’a vermiş, mektupta şu satırlar yer alıyormuş.

    GÜNEŞE YAZI YAZILMAZ

    YAZILAN YAZI BOZULMAZ....

                                                 

                                                                                          Image hosted by Photobucket.com

                                                                                нαη¢ι   http://spaces.msn.com/musali83

    Image hosted by Photobucket.com

    komik's

    Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
    Feyzullah Arslan
    "Polisin Hatıra Defterinden" kitabından
    Heyecanlı bir ses:
    "Merkez tarandık".
    Merkez:
    "Hayır efendim aranmadınız".

     
     
    4512:
    "Merkez! Alet kontrol"
    Merkez:
    "Elinizdeki alet değil, cihaz".
    4512:
    "Aletin cihaz olduğu anlaşıldı merkez".

     
     
     
    Şöför:
    "Müdürüm, araç intikal etsin mi?"
    Müdür:
    "Etsin, ama içinde şöförüde olsun".

     

     

     

    Merkez:
    "Camide son durum nedir?"
    5436:
    "Cenazeler mezarlığa seyir halindeler".

     

     

     

    4536:
    "Merkez, orta kilolu, kara renkli, boynuzlu bir tosun kaybolmuş".
    Merkez:
    "Anlaşıldı. İstasyonlar not alın. Kaybolan tosun eşkali veriyorum".

     

     

     

    3370:
    "Bir minibüs at arabasına çarpmış, at vefat etmiş".
    Merkez:
    "Başın sağ olsun evladım.

     

     

     

    Merkez:
    "Ananın Yeri'nde <lokanta> kavga ihbarı var. Ekip intikal etsin".
    7443:
    "Anlaşıldı Merkez,
    Ananın Yeri'ne ekibimle seyir halindeyiz".

     

     

     

    5690:
    "Burada çekilmesi gereken bir araç var".
    5491:
    "Efendim, ben sahilden intikal ediyorum".
    Merkez:
    "91, sen bulunduğun yerde kal, 31 çeksin".

     

     

     

    7553:"Kaçan aracı takip halindeyiz".
    Merkez: "Anlaşıldı. Mevkiiniz?"
    7553:"Kaybolduk Merkez!..."

     

     

     

    Merkez:"Mevkiiniz?"
    4566:"Cumhuriyet caddesi".
    Merkez:"Tam mevkiiniz?"
    4566:"Arabadayız Merkez".

     

     

     

    5452: "Bahse konu aracı aldık, inceliyoruz, tamam"
    Merkez: "Araç alkollü mü?"
    5452: "Olumsuz efendim, araç dizelmiş".

     

     

     

    4512:
    "Merkez, hırsız kaçıyor!"
    Merkez:
    "Anlaşıldı, nereden nereye kaçıyor?"
    4512:
    "Şuraya doğru kaçıyor".
    Merkez:
    "Biri 4512'den telsizi alsın, adam gibi tarif etsin".

     

     

     

    3345:
    "Yonca Evcimik konserindeki son durum nedir?"
    6220:
    "Henüz Abone'yi söylemedi amirim".

     

     

     

    5433:
    "Caddede şüpheli bir paket var."
    Merkez:
    "Anlaşıldı, çevre güvenliğini alın,
    pakete dokunmayın. Uzman ekip seyir halinde
    5433:
    <3 dakika sonra>
    "Uzman ekibe gerek yok. Paket boş".
    Merkez:
    "Nereden anladınız,
    'Çevre güvenliğini alın' demiştik".
    5433:
    " Üzerinden kamyon geçti efendim".

     

     

     

    Merkez:
    "İskeledeki aracın belgelerini alın".
    5426:
    "Araç feribota binmekte..."
    Merkez:
    "Belgeleri muhakkak alın".
    5426:
    "Doğrudur Merkez, ben de feribota biniyorum".
    5426:
    <5 dakika sonra> "Aracın belgelerini aldım".
    Merkez:
    "Derhal merkez karakoluna intikal edin".
    5426:
    "Olumsuz Merkez. Feribot hareket etti. Ben karşıya geçiyorum. 17.00 feribotu ile dönerim".


     

     
     

     

               нαη¢ι  http://spaces.msn.com/musali83

     
     
     

    spaces kardeşliği

     SeViL'iN LiMaNı için tıklayınız!! Valentino's

     

     DJ KÜRŞADAFON KARAHİSAR KALESİεїз ѕємαятιzм εїз sayfasına ulaşmak için tıklayınız! ESAT TORİK ADANA-TURKEY’adresine ulaşmak için TıklayınImage Hosted by ImageShack.usmahurgozlu'nun sayfasına ulaşmak için tıklayınız!   gül SeviL EMRE'SPACE
       
     volkan

    SPACES

     

    SPACES DOĞUM GÜNLERİ        Kocatepe üniversitesi mezun ve öğrencileri

    Spaces Dogum Günleri                                                       Kocatepe üniversitesi mezunları

     Spaces Kardeşliği                                                          

    mawi_slyah&mesut_alanlevent desperadoMSN TurkeyZUPPERWELLED ! SAKIN TIKLAMA !                                       

    Image hosted by Photobucket.com      SPACES LOGOM

     

    <DIV align=center><A href="http://spaces.msn.com/members/musali83" target=_blank><IMG alt=" musali  " src="http://i13.photobucket.com/albums/a270/musali/001.jpg" border=0></A></DIV>

     

     

     

    Image hosting by Photobucket 

    Image hosting by Photobucket

     

     

    Image hosting by Photobucket

     

    HİÇ YORUMA GEREK VAR MI ? RENKLERE BAKIN HERŞEYİ ANLATSIN SİZE...

     

     

    Image hosting by Photobucket

    O NUN GİBİSİ GELMEDİ DAHA...O BİR EFSANE ARTIK...

    GEORGE HAGİ

     

    Image hosting by Photobucket

    Ziyaretçi Defteri

    HERKESİN YÜREĞİNDEN BİR PARÇA SIĞAR HERHALDE BURAYA...

                                                               

     

    ZİYARETÇİ SAYIMIZ

    HTML Web Counters

                                                            

     

                                                          

    Image hosting by Photobucket

    Image hosting by Photobucket

    PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN...

    ÜSTAD

    Beklenen

     
      Ne hasta bekler sabahı,   
    Ne taze ölüyü mezar,
    Ne de şeytan günahı,
    Seni beklediğim kadar.
     
    Geçti,istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni.
    Bırak vehmimde gölgeni.
    Gelme artık neye yarar.
     
     

    Image hosting by Photobucket

     
     
    Bekleyen
     
    Sen, kaçak ve ürkek ceylansın dağda,
    Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
    İstersen dünyayı çağır imdada;
    Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
    Seni korkutacak geçtiğin yollar,
    Arkandan gelecek hep ayak sesim.
    Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
    Enseni yakacak ateş nefesim.
    Kimsesiz odanda kış geceleri,
    İcin ürperdiği demler beni an!
    De ki Odur sarsan pencereleri,
    De ki Rüzgar değil, odur haykıran!
    Göğsümden havaya kattığım zehir,
    Solduracak bir gül gibi ömrünü.
    Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir.
    Bana kalacaksın yine son günü.
     
    Ölürsün...
    Kapanir yollar geriye;
    Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
    Varılmaz hayale işaret diye
    Toprağında bir taş olur,
    Beklerim…

    SİİRLER

    Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket

     

    Kurşun Yarası

    İstedigin zaman, rastladığın yerde
    Kıyasıya olmalı beni vuruşun
    Kanım gunlerce akmalı caddelerde

    Tam kalbime degmeli attığın kurşun
    Ya kalbime ya alnimin ortasina
    En can alacak yerime nişan al
    Çare bulunmaz her kurşun yarasına
    Beni öldür ve acık gözlerime dal

    Bir eser olmasin icinde korkudan
    Tetigi kininle, garezinle çek
    Kurşun değil ölüm çıkmalı namludan
    Birak benim kanim olsun dökülecek
    En son kurşunun da olsa namluya sür
    Nasil olsa ölüm var, bari sen öldür...

    Ümit Yaşar Oğuzcan


     


     

    Ben Sana Mecburum

    ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    içimi seninle ısıtıyorum

    ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    bu şehir o eski istanbul mudur
    karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    sokak lambaları birden yanıyor
    kaldırımlarda yağmur kokusu
    ben sana mecburum sen yoksun

    sevmek kimi zaman rezilce korkudur
    insan bir akşam üstü ansızın yorulur
    tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
    eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    durup köşe başında deliksiz dinlesem
    sana kullanılmamış bir gök getirsem
    haftalar ellerimde ufalanıyor
    ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    ben sana mecburum sen yoksun

    belki haziran'da mavi benekli çocuksun
    ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden
    belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Bu kurtlar sofrasında belki zor
    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum
    İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
    Hayır başka türlü olmayacak
    Ben sana mecburum bilemezsin

    Attila İlhan


     

     

     

    Image hosting by PhotobucketImage hosting by PhotobucketImage hosting by Photobucket


     

    Gözlerin Cennet Çiçeği

     

    Gözlerin cennet çiçeği
    Gönlüm cehennem ateşi
    Eğer sevdiğine köle olursa gönül
    Nuh tufanına kucak açarmış
    Lakin arafatın gerisi cinnet
    Kal, güzeller güzeli, yüreğim sana tutsak

    Derdine pusatlandım, çilen gün oldu bana
    Sen ki sevdaların şahı garip gönlümün ahı
    Dileğim sen, kerbelam sen, muradım sen
    Dönse de dünya kendi başına, ben dönmesem yolumdan
    Dolunaya güneş denktir, ülgere kutup yıldızı
    Ağlama, ağlama ey şafak türküsü

    Kaderim boynuma yafta
    Hükmü dar imiş meğer
    Boynumda yay kirişi
    Şer mi yağıyor yerin yüzüne
    Karanlık bastı başımı
    Sevdam yankılansın vadilerinde ey anadolum
    İğde çiçeğinde gizlenir özüm
    Sarı papatya ki el eder sen gibi
    Alıpta sineme sarasım gelir
    Her koklayış bir acı, her dokunuş bin ölüm
    Zaman, dokuz başlı ejderha
    Sen bana düşman bense bana
    Yüreğim kaf dağına sürgün
    Ruhum tur dağında esir
    Deli eyledi zaman
    Bir acı ki dizlerim duymasa da bedenim
    Parmaklarımda öldürdüm isyanımı
    Şimdi sokak aralarında gezerken
    Duysam da topal seslerini
    Uyuşmuş bacağım, duymayan parmaklarıma rağmen
    Bu dönek dünyadan dimdik geçmek zorundayım
    Koy yal verdiğim ekmek verdiğim köpeklerde
    arkam sıra ürüp dursun
    Şimdi gecelere çivi çakar oldum artık
    Ağlama ey şafak türkülerim ağlama
    Gece mavisi sevdalarımı

    Gece mavisi sevdalarımı çığlık çığlığa çağırırken göklerden
    HUZUR BENİM DESEYDİN VALLAHİ DÜŞÜNMEZDİM EY ÖLÜM.

     

    AŞIK SEFAİ

     

    Dinlemek için Tıklayın http://www.ulkuocaklari.org.tr/muzik/2004/sefai_buhesap/11.wma

    gönülden gönüle...

    sen gitme sevgili gidersen nefes alamam gittiğin yerler gurbet yokluğun ölüm gitme sevgili soluk alışlarım batıyor yüreğime sen gitme sevgili olmadığın heryer cehennem yardan ayrı kalan yalnızca beden gönül... gönül ayrılığın anlamını bilmez imiş zorla öğretiyorlar sevgili ne yapmalı şimdi...

           

    selam sevdiğim...

    kelimelerin bittiği yerde başlıyor kağıtlarla buluşmalar
    böyle bir  andayım senden uzakta , özledim seni
    o kadar özledim ki aynada gözlerin bakıyor bana 
    sesin çınlıyor kulaklarımda 
    birtek ellerin ellerin hiç olmadı uzattığımda ellerimi boşluğa
    ama biliyorsun "ellerimde acılar ellerini tutama kıyamam kıyamam sana
    yollarımda ayaz var yaklaşma yolarıma kıyamam kıyamam sana
    karanlık gecelere ortak edemem seni kıyamam kıyamam ben sana....
     
    burda mevsim kış  buz kesmiş yokluğunda heryer
    gelme sevgili üşürsün
    çünkü üşütüyor beni soğuk yokluğun
    seni sevdiğimi bağırıyorum 
    bağırıyorum avazım çıktığı kadar
    dört yanım dağ, yankılanıyor sesim ve dönüyor geri
    her dönüş daha bir acı geliyor susuyorum sonra
    sen değilsen sesimi duyan kimse duymasın istiyorum
    ama sen susma sevgili
    ben duymasamda...